voicepress.az

SON DAKİKA

19. yüzyıldan günümüze kadar GÜNEY AZERBAYCAN

14-05-2018, 11:36

1800'den günümüze kadar Güney Azerbaycan'da siyasi süreç.

İran adlanan ülkenin sınırları içerisinde yerleşen Güney Azerbaycan, Türkiye’den sonra Türklerin en çok nüfusa sahip olduğu yerdir. Yaklaşık 70 milyon nüfusa sahip olan İran’ın 35 milyon Türk nüfusunu barındırdığı tahmin edilmektedir. İran Türklerini, Azerbaycan Türkleri, Türkmenler, Halaçlar, Kaşkaylar ve Kazaklar oluşturmaktadır. İran Türkleri içerisinde Azerbaycan Türkleri 30 milyonla en geniş Türk topluluğudur. İran sınırları içerisinde olan Azerbaycan siyasi literatürde Güney Azerbaycan olarak adlandırılmaktadır. Güney Azerbaycan arazisi Kuzey Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye sınırından başlayarak İran’ın merkezine kadar uzanmaktadır.

Azerbaycan toprakları eski zamanlardan 20. yüzyılın başına kadar sürekli Türk hanedanları ve devletlerinin egemenlik merkezi olmuştur. Bu nedenle de Azerbaycan arazisi Türk medeniyet ve kültürünün önemli bir parçası olarak tarihte iz bırakmıştır. Azerbaycan da kurulan Türk devletleri sadece Azerbaycan adını taşıyan topraklara değil, daha geniş bir coğrafyaya hakim olmuşlardır. Şimdiki İran adlanan ülke, Irak, Gürcistan ve eskiden Azerbaycan toprakları sayılan ama daha sonralar ortaya çıkan Ermenistan’da olmak üzere sürekli Azerbaycan merkezli Türk devletlerin egemenliği altında olmuştur. Bu devletlerden Mad (Midiya), Sakalar (İşguzlar), Kafkas Albaniyası, Atabaylar, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler, Afşarlar ve Kacarlar'ı örnek göstere biliriz.

Bütün Azerbaycan topraklarının nereleri kapsadığına dair soruya cevap bulmak için farklı asırlarda bölgenin tarihini yazan tarihçilerin eserlerine ve kayıtlarına göz atmamız yeterli olacaktır. Kaşgarlı Mahmut 1000 yıl önce “Divanü Lüğati't Türk” eserinde Azerbaycan'ı bir Türk yurdu olduğunu kaydederek, Azerbaycan sınırlarını “Kum’dan (İran adlanan ülkenin merkezi ve Tahran yakınlığında yerleşen bir il) Derbent’e (şuanda Rusya federasyonunda yerleşen Dağıstan Özerk Cumhuriyetine bağlı illerden biri) kadar” olduğunu yazmıştır. Arap tarihçisi Tabari Azerbaycan'ın sınırlarıyla ilgili şöyle yazıyor; “Azerbaycan büyük ülke olmuş, Güneyde Hamedan Kuzeyde ise Derbent yerleşiyor”. Kaçarlar döneminde “Memalik'i mahrüseyi Kaçar”a (Kaçarların korunmuş memleketleri) seyahat eden Fransız seyyah Şarden yazmış; “Mad (Midiya) Azerbaycan'a bağlı olan Derbent’te mükemmel çimenlikler ve otlaklar var”. 1716. yılında Safevi Şah Sultan Hüseyin döneminde ülkenin harp ve maliye istatistiği, Mirze Muhammed Hüseyin Mostofi tarafından yazılmış ve 1956 yılı Tahranda yayınlanmıştır. Bu kaynağın dört bir yanında Azerbaycan sınırlarına şöyle işaret edilmektedir; “Azerbaycan, Tebriz ve Marağa ve Derbent ve Saliyan, tam tamına 300,000 tümen vergi toplanıyor. Yarısı nakit vergi olarak padişah hazinesine geçiyor ve geride kalan yarısı ise vergi alınan illerin kendisine harcanıyor”. Azerbaycan’ın sınırlarıyla ilgili benzer bilgiler başka Türk, Arap, Fars ve Rus tarihçilerinin kayıtlarında da yazılmıştır. O cümleden Rus tarihçi Polkovnik S.D. Burnasev, Azerbaycan eyaletinin siyasal durumu adlı kitabında (1793 Kursk şehri), Fars tarihçisi ve aynı zamanda da Samaniler hükümetinde vezir olan Bel'emi Tarih'i Teberi kitabında, Muhammed İbni Necib Bekran'dan Sultan Muhammed Harzemşah'a sunulan "Cehennem Name" kitabında vb. birçok kaynaklarda Azerbaycan’ın sınırlarından bahsedilmiştir.

Kaçarlar Azerbaycan’ın sonuncu hanedanlığı ve Azerbaycan’ın parçalanma süreci:

Azerbaycan ve İran adlanan topraklara egemenlik kuran sonuncu Türk hanedanı, Kaçarlar Hanedanlığıdır. Kaçarlar Hanedanlığının kurucusu Ağa Muhammed Han aynı zamanda da Asya kıtasında sonuncu fatih olarak bilinmektedir. Kaçarlar sülalesi, Safevi hanedanı altında asker teşkilatını oluşturan Türkmenlerden olmuşlar. 15. yüzyılda bugünkü Dağlık Karabağ'da göçebe hayatını sürdürüyordu. Ancak 17. yüzyılda sınır muhafızı görevi için Cürcan bölgesine gönderilmişlerdir.

Kaçar boyları, Develi kolu ve Koyunlu kolu başta olmak üzere iki koldan oluşan boylar birliği olup iki kol arasında güç mücadelesi yaşanmaktaydı. Bu mücadeleyi kazanan Koyunlu kolundan Muhammed Hasan Han, Afşar Hanedanı'nın kurcusu Nadir Şah'ın ölümünden sonra Gilan, Mazenderan ve Cürcan olmak üzere Hazar Denizi sahilini alarak İran'da fars Zand hanedanını kuran Kerim Han Zand ile mücadele etmeye başlamıştır.

Fars Kerim Han Zand Kaçarların iç mücadelesinden istifade etmek için Muhammed hasan Han'ın oğlu Ağa Muhammed'i Şiraz'daki sarayında tutsak alarak Develilere destek vermiştir. Ağa Muhammed, Kerim Han Zand'ın ölümünden sonra 1779'da Şiraz'dan kaçmayı başarmış ve 1781'de Çarlık Rusyası'nı geri çevirerek Astarabad'da Develi kolunu yenerek Kacar konfederasyonunu birleştirmiştir.

Ağa Muhammed 1794'te İran'da fars Zand hanedanının şahı, Kerim Han Zand'in oğlu Lütf Ali Han'ı esir alarak Zand Hanedanını yıkmış ve 1795'te Rusya'nın himayesini isteyen Gürcistan'ı fethederek üstünlüğünü kabul ettirmiştir. Tiflis'i aldıktan sonra Tehran'a dönerek 1796'da Şah olarak tahta çıkıp Ağa Muhammed Şah olmuş ve ardından Meşhed'i (Hurasan) alarak ismen devam etmekte olan Afşar Hanedanı'nı tamamen yıkmıştır.

1800'de Doğu Gürcistan Rusya'ya ilhak edilmiş ve bunu kabul etmeyen Kaçarlar ile Rusya arasında1804'den sonra silahlı çatışmalar yaşanmaya başlanmış ve Birinci Kaçar-Rusya Savaşı, dolayısıyla Azerbaycan ve Rusya savaşı patlak vermiştir. Kaçar ordusunu komuta eden Abbas Mirza Aras Nehrini aşarak Azerbaycan'ın Erivan ilini almış ve savaşta üstünlüğü sağlamıştır. Bunun için 1810'da Rusya barış istemiş fakat Kaçarlar reddetmiştir.

1812’de Napolyon'un Çarlık Rusya’sına hücumunu bir fırsat olarak değerlendiren Kaçar hanedanlığının ordu komutanı Abbas Mirza, Rus işgalinde olan Azerbaycan topraklarını geri almak için harekete geçse de, Aslan Decu’da Çarlık Rusya’ya karşı kesin yenilgiye uğradıktan sonra Britanya'nın aracılığıyla 13 Eylül 1813’de Gülistan Antlaşması imzalanmış ve Kaçarlar Gürcistan ve Kuzey Azerbaycan'ı kaybetmiştir.

Bir kaç yıl sonra Kaçar hanedanlığının yenilgisiyle sonuçlanan 1826-1828 Rus-Kaçar Savaşı sonucu imzalanmış olan Türkmençay antlaşması uyarınca Revan Hanlığı, Nahçıvan Hanlığı ve Aras nehrinin kuzeyi Rusya'ya verilmiş, Aras Nehrinin bu iki devlet arasındaki sınırı oluşturmasına karar verilmiştir. Gülistan Antlaşmasıyla birlikte Türkmençay antlaşması Kaçarların imzaladığı en kötü hezimetlerden biri olarak kabul edilmekle beraber, parçalanmaya mahkum olan halkın iradesi ve isteği dışında bir ayrılık olarak tarihe geçmiştir. Bu olay ikiye parçalanmış Azerbaycan Türkleri tarafından günümüze kadar hasret içeren hikayeler ve türkülerle lanetlenmiştir.

Aslına bakarsak Gülistan ve Türkmençey antlaşmalarıyla Azerbaycan toprakları resmen ikiye bölünüp Kuzey kısmı çarlık Rusya da, Güney kısmıysa Kaçar hanedanlığında kalmıştır. Bu sürecin devamı olarak Güney Azerbaycan 1924 yılında Kaçarların devrilmesi sonucu kurulan anti Türk Pehlevi hükümeti ve İran adlanan ülkede kalmıştır.

Kaçar Hanedanlığının son yıllarında Azerbaycan genelinde modernleşme, demokratikleşme ve çağdaşlaşma hareketleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Halk despotizm ve monarşiye doğru giden Kaçar hanedanına karşı çağdaş demokrasi haklarını talep etmeye başlamıştır. Bu hareketlerin ilk başlangıcı Meşrutiyet hareketi olmuştur. Meşrutiyet hareketi Kaçarlar hanedanlığını devirme mahiyetli bir hareket değil, aslında anayasa ve milli meclisin ortaya çıkmasını amaçlayan bir harekettir. Fakat Kaçar hanedanına bağlı valiler ve devlet mensupları halka aşırı derecede baskı uyguluyorlardı. Halkı korumak ve hizmet vermek için devletin otoritesi zayıflamış, adalet ortadan kalkmış, eşkiyacılık, monarşi ve dikta sistemi ülkeyi günü günden gerilemeye ve düzensizliğe götürüyordu.

Meşrutiyet Harekatı

Güney Azerbaycan Osmanlı’dan aldığı anayasa, meşrutiyet ve meclis kavramlarının İran’a taşıyıcısı olmuştur. 1905’ten itibaren Tahran’da başlayan Meşrutiyet Harekatı 5 Ağustos 1906’da Kaçar Müzaffereddin Şah’ın Meşrutiyet Fermanını imzalamasıyla sonuçlanmıştır. Bu zamana kadar olaylara karışmayan Azerbaycan’da da, Tahran’da da Milli Meclis’in açıldığı 7 Ekim 1906 tarihiyle aynı günde “Azerbaycan Milli Meclisi” açılmıştır. “Milli Meclis” adından endişeye kapılan Kaçar Müzaffereddin Şah, Tahran tarafından yaptığı baskı üzerine bu ad “Azerbaycan Eyaleti Encümeni” şeklinde değişse de halk içinde “Kutsal Encümen” olarak kullanılmaya devam etmiştir. Encümen bu tarihten itibaren Azerbaycan’ı yönetmiş ve despotizme karşı açılan savaşta Azerbaycan halkına önderlik etmiştir. 23 Haziran 1908’de Muhammed Ali Şah askeri birlikleri Tahran’da “Milli Meclisi” bombardıman ederek Meşrutiyet’e karşı bir darbe gerçekleştirmiştir. İran’ın genelinde iktidarı eline geçiren merkezi hükümet, Azerbaycan’a ordu göndermiş, Azerbaycan’ın meşrute harekatından korkuya kapılan Çarlık Rusya kuzeyden Azerbaycan’a girerek merkezi orduyla birlikte Tebriz şehirini kuşatmaya almıştır ancak Settar Han ve Bağır Han önderliğinde ayaklanan halk, orduyu Tebriz’den çıkarmayı başarmıştır. Bunun ardından, Tebriz 11 ay boyunca kuşatılmış, çok sayıda Tebrizli açlık ve hastalık sonucu ölmüştür. Ancak bütün bunlara rağmen, şehir teslim olmamıştır. Bu dönem Tebriz’de “Azerbaycan Meşrutiyet Cumhuriyeti” fikri de öne sürülmüştür. Bu fikir meşrute harekatını örgütleyen ve gizli yapılanma olarak bilinen "Encümen'i Gaybi" (Gizli kuruluş) tarafından öne sürülmüştür. Nitekim Settar Han o dönemde merkezi hükumeti şöyle tehdit etmiştir: “Bizim isteğimiz bu zulüm ve diktatör yönetiminin son bulmasıdır. Biz hukuk, hürriyet ve anayasa talebinde bulunuyoruz. Biz Şah’a bir kötülük gelsin istemiyoruz. Ancak o (Şah) bizim istediğimizi bize vermelidir. Yoksa Cumhuriyet ilan edeceğiz. Meşrutiyet harekatı 16 Temmuz 1909’da Meşrutiyetçilerin Tahran fethi ile sonuçlansa da, ondan sonra Kaçar Şahının silahlı birlikleri ve ona bağlı polisi güçleri tarafından Settar Hanın haince pusuya düşürülmesi sonucu son bulmuştur.

“Meşrutecilerin Tahran'a girişinden sonra Settar Han’a fedaileri ile beraber Tahran’ın Atabey parkında yer verildi. 7 Ağustos 1910 Yılında Şah'ın silahlı birlikleri ve Tahran polis'i başkanı Taşnak Yeprem Davidyans'ın liderlik ettiği polis güçleri gece aniden saldırıya geçip Atabey parkını kuşatarak Settar Han ve fedailerine karşı ateş açmaya başlamışlar. Aynı gece Settar Han ayağından kurşun yemiş, çoğu fedaileri öldürülmüş ve esir alınmıştır. Nihayet Settar Han aldığı kurşun yarasından 1914-cü yılın kasım ayının 9-da 48 yaşında iken vefat etti. Meşrutiyetçilere karşı çarlık Rusya ordusu Tebrize girerek sözde askeri mahkemeler kurup binlerce Meşruteçini darağacından asmış, hapislere atarak işkenceler vermiş, sürgüne göndermiştir. Meşrute Harekatının mağlup olma sebeplerinden biri de, ülkenin emperyalist devletlerin, özellikle çarlık Rusya ve İngiltere’nin nüfuz dairesinden çıkma korkusu olmuştur. Özellikle İngiltere bu Harekatın Hindistan’a, çarlık Rusya ise Türkistan’a ve kuzey Azerbaycan'a yayılmasından endişe ederek bir-birine yardım etmişler. Bu üç büyük gücün – İngiltere, Rusya ve Şah güçlerinin karşısında meşrute harekatı durmuştur.

Cilovluk olayları ve Güney Azerbaycan Türklerinin Kürt, Ermeni ve Asur silahlı çeteleri tarafından soykırıma uğraması

Osmanlı İmparatorluğu 1914. yılında müttefiklere karşı savaş ilan ederek resmen birinci dünya savaşına girmiş oldu. Kaçar devleti, Osmanlı İmparatorluğunun savaşa girmesinden iki gün sonra resmi bir bildiri yayınlayarak tarafsızlığını ilan etmiştir. Güney Azerbaycan halkı da Rus ve İngilizlere karşı nefret hissi taşıdıklarından, Osmanlıya karşıysa dindaşlık ve soydaşlık hissettiklerinden dolayı Osmanlının yanında yer almıştır. Yüzlerce Meşruteci ki, 1910 yılında Rus işgali sonucu Azerbaycan’ı terk ederek İstanbul, Van ve Osmanlının diğer şehirlerinde yaşıyorlardı hemen Ruslara karşı Osmanlı ordusu sıralarında yer aldılar.

Birinci dünya savaşının başlamasıyla Osmanlı İmparatorluğu, Rusların Azerbaycan’dan geri çekilme konusunda verdiği çabalara rağmen Kaçar devleti bu işi başaramamış ve ardından Osmanlı ordusu Güney Azerbaycan’a girmiştir. Kaçar devleti Rus ordusunu Azerbaycan topraklarından çıkarmakta başarısız olsa da Osmanlı ordusunun Azerbaycan’a girmesine dair bir bildiri yayınlayarak şifahen Osmanlıya desteğini bildirmiştir. Bildirinin metni şöyleydi; “Her kimse bu devlete (Osmanlı) karşı silah ele alıp ve tarafsızlığı ihlal ederse şiddetle cezalandırılacaktır. Mal varlığına el konulacak ve kendisi de idama mahkum edilecektir”.

21 Haziran 1914’de Batman ve Kars’da konuşlanan Osmanlı ordusu Azerbaycan’a girerek Nahçivan ve Hoy şehirlerine doğru, Rus mevzilerine karşı hamleye başladı. Osmanlı ordusu Azerbaycan meşruteçilerine ve halkına da güveniyordu nitekim o sıralar Tebriz’de Osmanlı yanlısı gösteriler yapılmıştı.Azerbaycan’ın içinden Rusların yanında yer alan, Osmanlı ordusu ve Azerbaycan Türklerine karşı savaşan Kürt İsmail Simetko, Hıristiyan Asur Marşimon ve Ermeni çeteleri de ortaya çıkmıştır. Adları geçen çeteler ve aşiret grupların liderleri 1915’ten 31 Mart 1918’e kadar Ruslardan aldıkları silahlar, Fransız ve İngilizlerden de aldıkları lojistik desteklerle Azerbaycan'ın Urmiye, Hoy, Makı ve Salmas illerinde Türklere karşı soykırım yaptılar.

“Birinci Dünya Savaşı, Azerbaycan Türkleri için bir felaket dönemi olmuştur. Kısaca belirtmek gerekirse; 1915 yılında Urmiye Salmas arasında Kürtler, Ermeniler ve Asurlar kendi Devletlerini kurmak adına 90.000 Azerbaycan Türkünü katletmişlerdir. 1918 yılında ise bu katliamlara Cilovluk olaylarında 10.000 Azerbaycan Türkü daha eklenmiştir. Salmasta ise 1500 Azerbaycanlı bir ahıra kapatılarak yakılmıştır. Güney Azerbaycan'ın bütün batı şeridi boyunca Asuri, Ermeni, Kürt aşiretleri İngiliz, Fransız ve Ruslardan aldıkları destek ve yardımlarla yüzlerce Azerbaycan köyünün boşalmasına ve binlerce insanın ölümüne neden olmuşlardır. Dört sene boyunca bölgede katledilen Azerbaycanlı sayısı 130 binin üzerinde olmuştur”.

7 Nisan 1920’ Azerbaycan Demokrat Fırkası (partisi) ve Azadistan devleti

Genç yaşlarda olmasına karşın, Meşrutiyet Harekatının önderlerinden sayılan Şeyh Muhammed Hiyabani Mart 1918’de “Azerbaycan Demokrat Fırkası” partisini ve 7 Nisan 1920’de de Azadistan Devleti’ni kurmuş ve Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan etmiştir. Milli Hükümet iş başına gelir gelmez reformlar uygulayarak Azerbaycan’ın demokratikleşme ve modernleşmesini amaçlamıştı. Ne yazık ki merkezi yönetim bu girişime fırsat tanımamıştı. 1920 Eylül ayında Kaçar İran Hükümeti’nin gönderdiği silahlı birliklerle çatışan Milli Hükümet yenilgiye uğramış, liderleri Hiyabani ise bu çatışma sonucu şehit düşmüştür.

1925 Kaçar Hanedanlığının devrilmesi ve Fars Pehlevi rejiminin kurulması

Kaçar Hanedanlığı bir taraftan birinci dünya savaşının ortaya çıkardığı şartlar, İngiltere’den gelecek emperyalisti amaçları doğrultusunda kendi sistemine karşı baskı görmesinden, diğer taraftan da Azerbaycan Meşruteçilerine ve Fırka demokrat hareketine karşı gaddarlık ve ortadan kaldırma siyasetinden dolayı yıkılmaya doğru itildi. Nitekim eğer Kaçar Hanedanlığı iki seferinde de Azerbaycan’a karşı şiddet kullanmayıp mağlubiyetine sebep olmasaydı ayakta durma şansı çok daha yüksek ola bilirdi çünkü Türk devleti olan Kaçarlar Azerbaycan’ı mağlup ederek kendi mağlubiyetinin de zeminini bir anlamda hazırlamış oldu.

1925’de koyu bir Fars milliyetçisi olan Rıza Han (Rıza Palani) İngilizlerin desteği ile Kaçar hakimiyetine son vererek Pehlevi saltanatını kurmuştur. Aşırı merkeziyetçi bir politika izleyen Rıza Şah “İran Milleti” yaratmak amacıyla başta Türkler olmak üzere bütün Fars olmayanlara karşı sistematik bir asimilasyon politikası uygulamaya başlamıştır. 1930’da Farsça, İran’ın tek resmi dili olarak ilan edilmiştir. 1935’te Farsça olmayan (Türkçe, Arapça, vs.) coğrafi ve tarihsel isimler değiştirilmeye başlanmıştır. Türk bölgelerinde olan okullara ceza kasası kanunu uygulayarak, Türkçe konuşmaya karşı resmen savaş açmıştır. Her bir Türk çocuğunun okullarda Türkçe konuşmasına karşı para cezası uygulanarak alınan para ise Fars dilinin genişletilmesi ve geliştirilmesi yolunda harcanıyordu. 1937’de Azerbaycan Eyaletinden geriye kalan kısım iki bölüme ayrılmıştır. Bu dönemde Azerbaycan ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan ciddi bir gerilemeye maruz kalmıştır.

1945 Azerbaycan Milli Hükumeti ve Pişeveri

1945’te Mir Cafer Pişeveri başkanlığında, daha önce Hiyabani’nin kurduğu “Azerbaycan Demokrat Fırkası” tekrar faaliyete başladı. 21 Aralık’ta M. A. Şebusteri başkanlığında Tebriz’de kurulan Milli Meclis, Pişeverin’i Azerbaycan Milli Hükumeti başkanlığına seçti. Milli Hükumet Fedailer’den oluşan milli ordu vasıtasıyla Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde egemenliği hakim kılarak, benzeri görülmemiş bir biçimde köklü reformlar uygulamayı başarmıştır. 1946’da İran merkezi hükumeti Azerbaycan Milli Hükumeti ile imzaladığı anlaşmalarla bu özerk devleti resmen tanımış olsa da bir yıl sonra Fars Pehlevi devleti ordusu etnik Azerbaycan’a saldırmış ve Azerbaycan Milli Hükümetine son vermiştir. Azerbaycan’ın işgalinin ardından İran ordusunun verdiği resmi istatistiğe esasen 25,000 kişi idam edilmiştir ve on binlercesi sürgün düşerek Kuzey Azerbaycan'a sığınmıştır.

1979 Azerbaycan Müslüman Halk Harekatı

1979 İslam Devriminden sonra Azerbaycan’da yeniden bağımsızlık harekatı başlamıştır. Devrimin esas liderlerinden olan Azerbaycan’lı Ayetullah Şeriatmedari, Azerbaycan’ın özerkliği talebinde bulunarak şöyle demiştir: “Benim yerim 17,5 milyon Azerbaycan Türklüğünün dayanak noktası olan Tebriz olacaktır”. Azerbaycan Türklerinin taklit mercii olan Şeriatmedari’nin bu tutumu halk tarafından desteklenmiş, onun liderliğinde Müslüman Halk Parti’si (Hezbi Halk Müselman) kurulmuştur. 7 Aralık’ta Merkezi Hükumet (yeni kurulmuş Humeyni rejimi) Kum kentinde oturan Şeriatmedari’nin evine baskın düzenlemiş, Şeriatmedari güçlükle kendisini kurtarabilmiştir. Bunun üzerine Tebriz’de halk ayaklanmış ve şehrin idaresini ele geçirmiştir. Bu çatışmalardan bir sonuç elde edemeyen hükumet çareyi Şeriatmedari’yi ikna etmek ve Tebriz'i savaş uçaklarıyla bombardıman tehdidinde bulunmakta bulmuştur. İslami duyguların ağır bastığı bir dönemde Azerbaycan Milli Hareketinin kan dökmekten başka bir sonucu olmayacağını anlayan Ayetullah Şeriatmedari, ayaklanmanın durdurulmasını istemiş ve bunun üzerine halk ayaklanması son bulmuştur.

1990’dan başlayarak Güney Azerbaycan Milli Harekatının yükselişi

1989-1990 yıllarında Kuzey Azerbaycan Türkleri Aras nehri kıyılarına akın ederek yıllarca ayrı düşmüş öz kardeşleri olan Güney Azerbaycan Türkleri ile birleşmeyi istiyorlardı.

Sovyetler birliğinin çöküşü ile beraber Azerbaycan Cumhuriyeti başta olmak üzere, Orta Asya'da Türk Cumhuriyetlerinin yaranması ve Türkçülük şuurunun artması, Karabağ savaşı ve Ebülfez Elçibey’in Vahid Azerbaycan düşünceleri Güney Azerbaycan’da Türk kimliğine dayalı öğrenci harekatının yaranmasına neden olmuştur. Nitekim o yıllara kadar 70 senelik bir Türk karşıtı ve asimilasyon politikası ortaya çıkacak Milli Harekatın niteliğinde ve ideolojisinde etkili olmuştur. Karabağ’ın işgali Güney Azerbaycanlı öğrenciler tarafından ilk olarak büyük protestolara neden olmuştur. Güney Azerbaycan Milli Harekatı bir yandan kültürel faaliyetlerine devam ettirirken diğer yandan da harekatın siyasallaşmasına zemin hazırlıyordu. İran'ın resmi televizyon kanalı tarafından yapılan ankette Azerbaycan Türklerinin aşağılanması öğrenciler tarafından hem protesto edilmiş, hem de sorumlu yetkililere, bakanlıklara ve kurumlara itiraz mektubu gönderilmiştir. 1996 yılında Güney Azerbaycan’ın Tebriz seçimlerinde Güney Azerbaycan milli harekatı bütün gücü ile katılmış ve kazanmıştır ama İran yönetimi tarafından Güney Azerbaycan Milli Harekatı feallarına karşı geniş çaplı yakalama ve tutuklama operasyonu başlatılıp seçimler iptal edilmiştir. Bu zamana kadar Güney Azerbaycan Milli Harekatı birinci dalgasını yaşamıştır.

Bundan sonra Güney Azerbaycan Milli Harekatına mensup öğrencilerin çabasıyla öğrenci dergileri yayınlamaya, milli kahramanların mezarı başında toplanmaya, İran'ın resmi kuruluşlarına girerek Güney Azerbaycan’ın milli meselelerini gündeme taşımaya çalışmaları ve bütün bunların sonucu olarak Babek kalesine toplanarak bütün bir biçimde gösteriler düzenlemek olmuştur. Babek kalesi gösterileri ve kutlamaları harekatı şehrin dışına taşısa da Güney Azerbaycan Milli Harekatına bir dönüş noktası olmuştur. Nitekim Babek kalesi Azerbaycan Türkleri için direniş ve bağımsızlığın bir simgesi olarak direniş ruhunu genç olan Güney Azerbaycan Milli Harekatına intikal ettirdi. 1997 den 2003 yılına kadar yüz binleri bulan katılımlar İran ordusu, devrim muhafızları ve Besic örgütünün silahlı müdahalesiyle son bulmuştur. Babek kalesi hareketi Güney Azerbaycan Milli Harekatının ikinci dalgası olarak nitelendirilmektedir.

12 Mayıs 2006 tarihinde "İRNA" haber ajansına bağlı İran gazetesindeki bir karikatür ve “Ne yapalım ki böcekler bizi böcekleştirmesin?” yazısıyla başlamıştır. Karikatürde böceğin Türkçe konuştuğu ve yazıda da “insan dışkısından beslenen böceklerin” nasıl yok edilebileceği anlatılmaktadır. İran’ın siyasi ve toplumsal ortamı ile tanışık olan herkesin yazarın Türkleri kastettiğini anlayacağı kesindir. “Öldürmekle tükenmeyecek olan bu böceklerin kökünü kazımak için insanların pisliklerini tuvalete yapmayarak bu böcekleri aç bırakmaları suretiyle yok edilmeleri gerektiği” yazılmıştır. Karikatür ve yazı ilk anda İran’daki Azerbaycanlı öğrencilerin tepkisini çekmiş ancak yönetim bu tepkileri önemsemeyerek sessiz kalmıştır. Devletin sessizliği sorunun yayılmasına ve 22 Mayıs tarihinde Tebriz dahil olmak üzere Güney Azerbaycan’ın tüm kentlerinde kitlesel ayaklanmaların gerçekleşmesine neden olmuştur. Yüz binlerce kişinin katıldığı bu gösterilerin ardından devletin olaylara sert müdahale etmesiyle sonuçlanan gösterilerin bilançosu 50’den fazla ölü, yüzlerce yaralı ve binlerce tutuklu olmuştur. Bu ayaklanmayla Güney Azerbaycan’ın siyasi haritası da bir anlamda çizilmiş oldu. Nitekim Güney Azerbaycan’ın bir ucundan (Karadağ bölgesinden ta Sulduz ve Makı'ya kadar) öbür ucunda yerleşen Tahran ve Kum şehirlerine kadar ayaklanmalar olmuştur bu da söz konusu illerin ve şehirlerin Azerbaycan'a ait olduğunu bir daha ortaya çıkarmıştır.

22 Mayıs ayaklanmasını Güney Azerbaycan Milli Harekatının üçüncü dalgası olarak söyleye biliriz.

2006 yılından sonra Güney Azerbaycan Milli Harekatı farklı bir arayış içinde bulunmuştur. Nitekim 22 Mayıs ayaklanması Milli Harekata öz güven ve tecrübe kazandırmıştır. Şehir içi ve meydan gösterileri düzenlemek ve harekatı daha siyasi bir noktaya taşımak milli fealların en önde gelen arayışlarından biriydi. 2006’dan sonra her sene bu harekatın yıl dönümü ile ilgili küçük çaplı gösteriler yapılıyor ve şehir eylemlerini canlı tutmaya çalışıyorlardı. Gelecek yıllarda Tebriz şehrinin futbol takımı olan Traktör 10 senelik bir ayrılıktan sonra İran’ın süper ligine yükselmiştir. Bu olayın ardından Traktör takımının neredeyse tüm iç saha maçlarında 100 ila 150 bin kişiye ulaşan taraftar stadyumu doldurarak Bozkurt işareti ile milli sloganlar atıp milli talepler içeren pankartlar açıyorlardı. Milli Harekat tarafından uygulanan bu yöntem kısa zamanda sonucunu vermiş oldu. Nitekim Milli istekler artık her sınıftan olan ailelerin ve liseli öğrencilerin bile gündemine taşınmıştır. Traktör maçındaki gösteriler Milli Harekatın taleplerini hemen hemen toplumun tüm sınıflarına ve katmanlarına taşıyordu. Bu açıdan Traktör takımının maçlarını bir anlamda da Güney Azerbaycan Milli Harekatının kendi ideolojisini kitleye yaymak yönünde bir fırsat olarak değerlendirdiğini de söyleye biliriz. Tabi bu yöntemi aynı zamanda da Traktör takımına karşı büyük bir sevgi besleyerek ve sahip çıkarak uyguluyorlardı.

2009 yılında İran’da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ortaya çıkarttığı şartlar sonucu “Yeşil” adıyla bilinen ayaklanma Tahranda baş kaldırmıştır. Azerbaycan’ın katılmasını beklerken Milli Harekat doğru ve tarihi bir karar vererek bu ayaklanmaya katılmamış ve geçen yüz yıl içerisinde ilk defa olarak safını tamamıyla merkezden kopararak Güney Azerbaycan siyasi sahnesinde belirleyici ve söz sahibi olduğunu da ispatlamıştır. Güney Azerbaycan Milli Harekatı bu tutumuyla artık Güney Azerbaycan’ın milli talepleri istikametinde hareket edeceğini ve bu talepleri resmiyete tanımayan merkeziyetçi fars rejimiyle iş birliği yapmayacağını da açıkça ortaya koymuştur.

Son yıllarda Güney Azerbaycan Milli Hareketının aktif olduğu ve dikkate aldığı önemli konulardan biride Urmu Gölünün kurutulması olmuştur. Urmu Gölü 15 sene önceden İran hükümeti tarafından kasıtlı olarak kurutuluyor. İnşa edilen çok sayıda barajlar ve gölün tam ortasında köprü yapmak adına çakıl taşlar ve toprakları gölün içine doldurup tabanından çıkan çeşmeleri tıkamakla şuana kadar gölün %70'i kurutulmuştur. Gölün tamamının kurutulması halinde bölge tuzluk bir alana dönüşecektir. Çünkü orada var olan 10 milyar tonun üzerinde bir tuz depolanması rüzgar aracılığıyla bütün bölgeye dağılacak ve bu tuz fırtınasının gerçekleşmesi sonucu bölgede yaşayan 15 milyon Azerbaycan Türk’ü kendi topraklarını ve yaşam koşullarını kaybederek göç etmek zorunda kalacaklar. Bu yönde defalarca gösteriler yapılmış itirazlar edilmiş ama İran hükümeti şimdiye kadar Gölün kurumaması yönünde her hangi bir olumlu adım atmamış, tam tersine yüzlerce milli ve medeni feallar tutuklamış ve işkencelere maruz kalmıştır. İran hükümetinden ortaya konulan bu tavır, Güney Azerbaycan Türklerini kendi topraklarından göç ettirme siyaseti mi uygulanmaktadır diye? akıllarda soru işareti yaranmıştır.

Güney Azerbaycan Milli Harekatı sadece siyasetle ilgilenmediği ve toplumu bağlayan her konu üzerine titiz ve tepkili olduğunu defalarca ispatlamıştır. Nitekim Traktör meselesi, Urmu Gölü meselesi bu duyarlılığın bir bariz örneğidir. 11 Ağustos 2012 tarihinde Güney Azerbaycan’ın Karadağ bölgesini sarsan deprem Milli Harekatın toplumla ne düzeyde kucaklaşa bileceğinin açık göstergesi oldu. İran hükümeti deprem haberlerini geciktirip, çelişkili ve duyarsızca kamuoyuna sunduğu ve yardım ulaştırmak konusunda kasıtlı şekilde ihmal ettiğini, depremzedelere karşı gayrı insani tutumunu belli edince Milli Harekat çok kısa zamanda toparlanıp deprem bölgesine doğru harekete geçti. Gereken yardımları halkımızdan toplayıp depremzedelere ulaştırmakla manevi olarak halkımızın Milli Harekata ne kadar güvendiğini ortaya çıkarmış kendisi de bir devlet gibi yardımsız milletimizin yaralarını sarmaya çalışmıştır. Üstelik bu uğurda onlarca Milli Harekatçı İran polisi, devrim muhafızları ve besic örgütü üyeleri tarafından gözaltına alınmıştır. Ellerindeki yardımlara defalarca adı geçen devlet birimleri tarafından el konulmuş. Yardıma koşan çok değerli iki Mili Harekatçı da trafik kazası sonucu hayatlarını kaybetmiştir.

22 Mayıs ayaklanmasından günümüze kadar yaşanan çeşitli olayları ve ayaklanmaları Milli Harekatın dördüncü dalga içerisinde olduğunu göstermektedir ama dördüncü dalganın kaynama noktası daha olmamış. Ardında bıraktığı üç dalganın kaynama ve patlama noktalarına dikkat edersek dördüncü dalganın patlaması daha geniş ve büyük ola bilir.

İran’da Türkler uzun süre iktidarda olsalar da Farsları ve diğer etnik grupları dışlayan ve Türk kimliğine dayalı bir devlet kurmamışlardır. İran’da uzun süre iktidarda olan Türk hanedanları Fars diline her zaman saygılı olmuşlar ve onun genişlemesinde ve gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. 1924’ten sonra iktidarı ele geçiren Fars milliyetçileri çok farklı davranmışlardır. Türk kimliğini yok etmek için çeşitli boyutları olan bir asimilasyon süreci başlatmışlardır. Türk hanedanların saygın davranışlarına matuf kalan Farslar iktidarı ele geçirdikten sonra Türk karşıtı politikaları sergilemeleri Azerbaycan-Türk kimliğinin siyasal düzeyde oluşmasının esası ve temel tarihi bilincini teşkil etmektedir.

VOİCEPRESS.AZ


Mətndə səhv var? Onu siçanla seçin və Ctrl+Enter düyməsini basın.
İzlenme: 446
ŞƏRH YAZ
BENZER HABERLER
YALOVA HABER
BÜTÜN XƏBƏRLƏR
HABER AKIŞI
BÜTÜN XƏBƏRLƏR
ARXİV
«    Ekim 2019    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031 
YANPRESS


Flag Counter