voicepress.az

SON DAKİKA

Hayatın tokatı, bize armağanmı?!

4-03-2019, 21:58

Hayatın tokatı,  bize armağanmı?!


Kendime bir çift sözüm var, kaç zamandır. Yalnızlığı kovalıyorum, kendimle başbaşa kalabilmek için içimi kendime dökmem lazım. Malum, kendimizle yüzleşmeği beceremiyoruz. Bazen, atıp tutarız başkalarıyla konuşurken. Maksadımız ise, kendimizi inandırmak, kendimizi kandırmakdır ...
Hem konuşsak ne olacakki, konuşduklarımızı gerçekden dinleyenmi var? Bazen bizi dinlermiş gibi yaparak, sonradan kalbden süzülen sözlerin kimlerinse diline sakız olmasını görmek dahamı iyi, dedim kendi kendime. Yazıp başımıza gelenleri, yalan vaad edenleri, halka tanıtmak istediğimizde bile adımız dokuza öğle bir fırlıyor ki, sekize indirmesi nerdeyse imkansız oluyor.

Devran değişiyor. Modern gazetecilik anlamıda, farklı oldu artık. Duyduğunu, gördüğünü, kendi görüşünü bile yazamazsın istediğin şekilde. Bunun için hiç bir şey yapmıyorlar. Sadece öğle bir tavırla yüzleşiyorsunki, doğrularla yalnışlar nerdeyse yer değiştiriyor bir anda.
Her birimiz yalnışlardan kaçmağa çalışırız. Ama beklenmedik yağmurda islandığımız gibi, bazen de, kendimizi yalnışların içinde bulabiliyoruz. Yalnışlar ve doğrular, birbirilerine iki zıt kutup gibi. Her birimizin hayatına bir takım mazeretle, davetsiz misafir gibi dalan şeyler. Ama herkesin gözünde aynı gözükemeyen türden olandar.

Ben doğru ve yalnışları kendini iyice, hatta yıllarca saklamağı beceren hayatın dalga makinesi gibi görüyorum. Çünkü bazen, ömrümüzü uğruna feda etdiğimizi düşündüğümüz, sevgimizi, kalbimizi uğuruna belkide gömdüğümüz doğurular bir anda hayatımızın büyük yalnışı olabiliyor. Hep kaçmağa çalışdığımız yalnışlar bir anda hayatımızın doğruları olduğunu isbat edecek kadar cesaretli ve gerçek doğru olduğunu gösterede biliyor.
O zaman Peygamber efendimiz, “Ben bir onu biliyorum ki, hiç bir şey bilmiyorum” gibi kelamının sırrı da, bu dediğimiz yalnış ve doğruların asıl simasında saklı olmalı.
Hayatım boyunca faaliyetimin önceliği yardımseverlik olmuşdur. Gazetecilik yapdığım yaklaşık 15 senelik faaliyetim boyunca hiç bir zaman ünlülerle bir arada gözükmek istemedim. Tam aksi, makamı terk etmiş bilim adamlarımızın, kimsesizi onure edip, bağışda bulunan hayıreverlerimizin yanında oldum. Makamı terk etmiş bilim adamlarımızın, insanlığın makam için, para ve sosyal imkanlar için var olmadığını isbat etmek için onların yanında hep olmağa çalışdım. Bazen söz ateşine tutulan değerli milletvekillerimizin müdafaasına bile kalktım. Bunu sadece insanlık görevi olarak, yaptım. Ama hayat bazen iyi niyettinin bile tokat gibi suratına çarpılacağı gerçeğini insana hatırlatıyor.

Geçenlerde bir hayırsever kardeşimizin yıllardır zamanını uğruna harcadığı bir şirketini Vatan uğrunda savaşda bacak ve tek gözünü kaybeden gazimize bağışladığını duydum. O gaziyi ben 2016 yılında Dağlık Karabağ uğrunda Nisan savaşında yaralı halde askeri hastanadeiken ziyaret etmişdim. Herbiri ile tek-tek konuşmuşdum o zaman. Bazı konularda o yaralı kardşlerimize yardımcı olmağa bile çalışmışdık. Bu gün o insanlara kimler tarafındansa, ilgi ve dikkat gösterildiğinde ben sadece buna mutlu oluyorum.

Hocalı ile alakadar Türkiye Cümhuriyetine ziyaretimizle zamanlama olarak aynı zamana denk gelmişdi. Devlet Komitesi tarafından bize verilen sözler tutulmadığından Hocalı ile alakalı yapılması gereken bir etkinlik vardı ortada. Hiç bir kurum veya makamda oturan şahislardan bu niyetimizi ne hoşgören oldu, nede destek veren oldu.

İnsanlık ölmüşmü acaba, diye kendime soru sorduğum o an, bir hayırseverin vatanı uğrunda savaşarak bacağını ve gözünü kaybeden gaziye bir şirket bağışladığını duydum. Hayır, dedim insanlık hala ölmemiş. Damarlarında akan kanı hala vatan için kanını akıtan kardeşlerimizin var olması o an çok iyi gelmişdi. O hayırseveri bulup, onunla reportaj yapmak istedim. Görüşmeğe gitdiyimde hayırseverin bir Turizm şirketler grubunun başında olduğunu öğrendim. Allahım, dedim kendi kendime, bu yoksa bir işaretmidir? Hani Hocalı soykrımı için Türkiyede yapmak istediğimiz etkinliğe katılmak için devletden bile destek alamazken, yüce rabbim bizi tam da, uçak biletlerini ala bilecek bir hayırseverin kapısına getirmişdi.

Reportaj içinde bir kaç kes problemimizi hayırsevere anlatıp anlatmama konusunda tereddüde düşdüm. Sonunda samimiyyetine güvenerek mevzuyu açtım. Talimat verdi, telefon numarasını vererek, bu numara ile iletişim sağlayın gerekeni yaparlar dedi. Çok sevindim. Allahım, dedim içimden, Hocalıya adaletin tamda sırrı bu olsun gerek. Olmadık yerden bir Allah bendesi Türkiyede bu etkinliği yapabilmemiz için bir fırsat tanıdı.
İş adamının iletdiği numarayı aradım, Türkiyeye ziyaret gününü bildirdim. Bana biletin fiyatı bildirildi ve hücreti ödenmediği takdirde biletin iade edilemeyeceği bildirdi. Dahasında, hayırsever iş adamımız sözü giden Turizm şirketinin gaziye mahsus olduğunu bildirdi. Gaziye ise bir türlü ulaşamadık...

Bir hayırseverin herkese yardım etmek sorunluluğu ve zorunluluğu gibi bir şey var demiyorum. Ama bir şirketi bir gaziye bağışda bulunan biri için bir saferin bir kişilik uçak parası ayıra bilmemesine şaşırmışdım. Üstelik bu da vatan içindi. Hocalı katliamının tanıtımı içindi.
Doğru bildiğim her şeyin bir anda yalnış olmasını görmek çok ağırdı... İnsanlık ölmüş meğerse. Ne Hocalı katliamının tanıtımını yapmağa vaad eden Devlet Komitesi, nede birisine şirket bağışlayan iş adamının yalan vaadı sizce hayatın mı, yada insanlığın mı bize tokatıydı?...



Ülker Musazade
VOİCEPRESS.AZ



Mətndə səhv var? Onu siçanla seçin və Ctrl+Enter düyməsini basın.
İzlenme: 913
ŞƏRH YAZ
BENZER HABERLER
YALOVA HABER
BÜTÜN XƏBƏRLƏR
HABER AKIŞI
BÜTÜN XƏBƏRLƏR
ARXİV
«    Ekim 2019    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031 
YANPRESS


Flag Counter